
Bir sızı vardır aşkın verdiği, yalnızken bulur seni gelir konar göğsüne. Gitmez bir de kanatana kadar.
Uykularından eder insanı. Yatakta dönüp durmak da yorgun bünyede pek de kaldırılası bir şey değildir ya…
Ne yapılır? Ben ne yaptım?
Açtım ışığımı tekrar. Klik!
Kalkmadım, uzun uzun tavana baktım.
Zihnimden geçen binlerce soru var ancak birine takılıyorum, ne yapacağım?
Sanki elimden bir şey gelirmiş gibi… Hem ayrıca neyi(?!), ne yapacağım?
Bana mı bağlı sanki bunca olay?
Ahhh lanet olsun diye tüm düşünce ve soruları atıyorum kafamdan ve doğruluyorum yatağımda.
Karmakarışık kalemlerim, kağıtlarım, dört duvarıma yayılmış küçük post-itlerim, insanlarımın doğum gününü unutmayayım diye aldığım kocaman takvimim ve üstünde isimler.. isimler.. isimler..
Raflardan fışkıran kitaplar ve hiçbir yere sığdıramadığım küçük çaplı suluboya resim koleksiyonum bana bakıyor.
Derin bir nefesten sonra kalktım. Elim belimde dolandım biraz.. Bu saatte ne yapılır şimdi?
Kitaplarımı karıştırdım yine. Oruç Aruoba dizelerini okudum yavaş yavaş, tekrar tekrar… Yine bir nefes…
Terasa mı çıksam? Hatta bir de sigara mı yaksam? Evet evet, güzel olur.
Çantamın öyle bir yerine saklanmış ki Camel’lar… Neyse buldum sonunda, aldım bir tane..
Tam o anda bir bip sesi duydum. Telefon? Nerde? Sehpada Elif.. Sakin..
1 mesaj alındı. Ve saat 03:03…
Okumakla okumamak arasında tereddüt ettim. Zaten uyuyamıyorum, bu saatte gelen mesajdan hayır mı beklenir? Okumadım. Çıktım sigaramı içtim. Camel hiç böyle güzel gelmemişti bana… Gözlerim dolandı yine alacakaranlıkta. Karşı sitede çok sevdiğim ev ilişti yine gözüme, seviyorum onu çünkü üst katının ışığı hiç sönmüyor. Orada yaşamakta olan biri olduğunu da pek sanmıyorum. Olsun, beni yalnız bırakmıyor ya…
Üşüdüm, içeri girdim. Öylesine bir kitap aldım ve koltuğuma yayıldım. Sayfalarını karıştırdım, 62 ve 63. sayfalar arasında bir yazı gördüm ve geri döndüm. Ben asla kitaplar üzerine bir şey yazmam, nedir bu?
Okudum, benim yazım… Ben yazmışım… Yazı silinmese de unutulabiliyor demek ki…
“Anlamlarımız karşılıklı belirlenecek şimdi, artık..”
Hah! Yollar, gidişler gelişler, kavgalar gürültüler, sessizliğin ezici yoğunluğu, çarpılmalar, heyecanlar, titremeler, bekleyişler, yalvarmalar, haykırmalar, saklanışlar, duvarlar…
Bir nefes daha…
Derken..
Bir bip daha..
Bakmayacağım sana telefon. İstersen ömrün tükenene kadar biple…
Diyorum ama, ya acil bir şeyse?
Aklım telefonda biraz daha kitabı karıştırıyorum ve alıyorum telefonu elime.
2 mesaj alındı. Ve saat 03.37…
Tuş kilidini açtım, okudum iki mesajı da…
Bir süre boşluğa baktım, elimdeki kitaba ve yazdığım yazıya baktım.
Çıktım bir sigara daha içtim. Üst katın ışığı hala yanıyor. Ancak Camel tat vermiyor.
“Anlamlarımız karşılıklı belirlenecek şimdi, artık..” Yankılanıyor beynimde… ve düşünüyorum;
Keşke okumasaydım. Keşke okumasaydım da… Seninle aynı anda aynı satırları okuduğumuzu bilmeseydim.
Not: Gelen ilk mesaj şöyleydi: “Anlamlarımız karşılıklı belirlenecek şimdi, artık..” demiştik hatırlıyor musun Elif? Elime geçti kitap paylaşmak istedim.
İkinci mesaj: Hatırlamıyorsun değil mi?
Hatırlamasam da illaki hatırlatıyor hayat bir zaman bir yerde…
Unutmak ne mümkün… Bulaştık bir kere…
Evet… Böyle…
Hatırlamasam da illaki hatırlatıyor hayat bir zaman bir yerde…
Unutmak ne mümkün… Bulaştık bir kere…

0 yorum yaz!:
Yorum Gönder