16 Nisan 2007 Pazartesi

Üzgün olmak üzerine notlar


Seni arayamadım, üzgünüm.

Mesajını görmedim, üzgünüm.

Seninle ilgilenemiyorum, üzgünüm.

Sana söz vermiştim ama yerine getirmedim, üzgünüm.

Ben yükümlülük alamayacak kadar korkağım, üzgünüm.

Seni çok üzüyorum biliyorum, üzgünüm.

Ben böyle bir insanım, üzgünüm.

Seni sevmiyorum, üzgünüm.

Seni seviyorum, üzgünüm.

Hoşça kal, üzgünüm.

Üzgünüm.

Evet. Hepimiz üzgünüz.

Ancak üzgün olmamız yetmiyor.

Bir ilişkiyi yürütmek için sadece sevmemizin yetmediği gibi.

Kaç kez özür dileyebilirsiniz aynı insandan?

5.. 10.. 50.. 100?

Ki bu insana “hayat, aşk..” diyorsanız?

Kim hayattan özür dilemiş de affedilmiş?

Kim o narin aşktan binlerce kez özür dilemiş de bir yanıt alabilmiş?

?

Kendimi hırpalarken seni içimde temiz tutabilmek için, kendi gözyaşımda boğuldum.

Temiz ama acılı bir ölüm.

Karşıma alıp tüm sevdiğim insanları seni savunurken, sana yenildim.

Gururlu ama hazin bir son.

Ancak en zor kısmı neydi biliyor musun?

Kendime acıdım.

Savaştığım değerlerimi öyle bir ezdin ki…

Kendime acıdım...


Beni böyle görmemiştim uzun zamandır.

Bu kadar çaresiz.

Bu kadar kelimesiz.

Bu kadar suskun.

Ancak, içimden nasıl konuştum seninle bilsen…

Duysan…

Ahh bir dakika!

Duymak için dinlemek lazım değil mi?


Ben bağırırken burada düşmanlarımıza, sen beni yalnız bıraktın.

Ruhumu, bedenimi, neşemi, hayatım, aşkım dediğini…

Tüm bu kavramlarını…

Bıraktın.

Yoktun.

Yoksun.

Ve olabildiğince toksun artık bana

ki;

sadece “üzgünüm” diyebiliyorsun.

Evet hayat.

Ben de üzgünüm.

Değerlerimiz de üzgün.

Sözlerimiz de.

Hayallerimiz de.

Hepimiz üzgünüz.

0 yorum yaz!: