8 Haziran 2008 Pazar

SABA


Kahve geliyor aklıma düşündükçe, neden bilmem.
Belki de teninin o hafifçe kahveye çalan renginden dolayı...
Ya da, yanındayken rahata ve huzura erdiğimden ve aynı zamanda canlandığımdandır...
Kim bilir?
Ona da söylemiştim zamanında, düşündükçe yazıp kendimce gerçekleştirmek istediğim, aklımı olağan yerinden alıp kendine çağıran o... Saba.
Çok tanıdığımdan değil, hayır çok sevdiğimden de değil.
Sadece, kendi oluşları beni benden alıp ona götürüyor usul usul.
Uzak, fantastik bir ülke gibi, ama işte, bir o kadar da yakın ve en derinimde duranlar kadar da bilip, hissedebildiğim aynı zamanda.
Saba.
Hadi gelin isminden başlayalım.

Saba: Karayipler'de, Porto Riko'nun doğusunda, Hollanda'ya bağlı küçük bir adadır.
Saba: Klasik Türk müziğinde bir birleşik makam.
Saba: Sabahleyin gün doğusundan esen hafif ve yumuşak rüzgar.

Evet, en başta küçük bir adadır Saba. Her bir tarafı denizlerle çevrilidir onun. Yüzmek yasak değil sularında, ah hayır tehlikeli de değil. Belki sadece biraz Saba’dır onun suyu. Pek tuzlu sayılmaz, yakmaz boğazınızı yutsanız da. Ancak, demiri fazladır, ağırdır kaldıramayacak olana. Yoğrulmuş olmanız gerekir onun acılarına yakın olanlarla, olabildiğince. Dalgalarıyla birlikte hafifçe yaklaşmak gerekir, kendinizce bin bir stilde yüzmeniz kara komedilere yol açar. Bırakın o sizi çağırsın kumsalına. Muhakkak bir ağacı vardır zaten sizin için topraklarında yetiştirdiği. Bazen büyümesini beklemek gerekir. Bundaki amacı, sizi güneşinin yakıcılığından korumaktır sadece, bekletmek değil. Bazen hiç büyümez o fidan, diğer ağaçların arasında kaybolur da, o bile dur diyemez ağaçlarının gereğinden fazla büyümesine. Belki tohumunuzu bile ekmemiştir sizin, zaten ölecek, “bende ölmek yerine başka adalarda can bulsun”dur amacı, bir başkası değil.

Sabah ezanının okunduğu makamdır Saba. İnsanlar üzerinde birbirinden farklı etkileri vardır. Kimine huzur verir, kimine kaygı. Yine de, duyuyorsan eğer, dinlemeden edemezsin.
En hüzünlü makam denir Saba için. Her benim diyen dinleyemez onu. Adası gibi işte, dedim ya; yoğrulman gerekir. Gözündeki yaş olup çıkana kadar erir içinde, derininde. Ya huzurundan ağlarsın sonunda onun müthiş sesiyle, ya da içindeki kaygını taşıyamaz vücudun, atar en insanca haliyle kendini damla damla. Saba’dır o, her sabah dinleyeceğin...

Ahh evet, sabahleyin gün doğusundan esen hafif ve yumuşak rüzgardır Saba. Benim uğruna erkenden kalktığım ve kokladığımdır. Bana çiçek kokusu getirir, deniz kokusu getirir, huzur taşır içinde, göğsüme dolar buram buram. Mahmurluğuma karışır ince ince ve hadi uyan der içten içe. Sabahın ilk nefesidir Saba, nefes alabilene...
( Birlikte koklamıştık seni, unutmazsın o anı biliyorum. Nasıl da sevmiştin kendini. Ah bir bilseydin başından beri sen olduğunu... Saba’ya her sabah bir Saba daha katardın, gözün doğuda, güneşin ilk ışıklarıyla... )

Yaptıkların geliyor aklıma bazen. Kızamıyorum sana. O kadar kendinsin ki herkesin önünde, o kadar birsin ki kendinle... Kızmak ne kelime, ellerim kanayana kadar alkışlamak geliyor içimden. Gözüne dolan o anları düşünüyorum bazen, dilinin el verdiğince anlatabildiği, gerisinin yaş olup aktığı zamanları. Başkalarının hüznüne kendininmişçesine parçalandığın, çırpındığın çıkmıyor aklımdan hiç. İnsan demiştim, hem de ne güzel bir insan. Herkesi kendi gibi bilen, onlar da insan ya hani...!

Benim Saba’m, her gün farkına varan, farkına vardıkça şaşıran, şaşırdıkça kahreden, inanamayan bir Saba.
Kirli işte Saba, ucuz içinde yaşadığımız. Temiz kalalım dedikçe kirletildiğimiz, onlara benzetildiğimiz, itilip kakıldığımız, zorlandığımız bir düzen bu. Artık kir tutmayacaklardan uzaklaştıkça belki biraz daha iyiye doğru gideceğiz sanırım. “Küçümsediğimden” değil, sen de bilirsin. Hah! Zaten bir sen bilirsin ne demek istediğimi şu satırlarda.

Bir atölye var aklımda, o çok sevdiğin sarı siyah bir loşlukta. Bir duvarında Elif var resmettiğin, çoğunun göremediği o Elif. Sesler geliyor arka taraftan, kahkahalarla süslenmiş. Elimde kadehim, kağıtlarım ve kalemlerimle, oturuyorum o özenle ışıklandırdığın bahçende. Cırcır böcekleri şarkılarına eşlik ediyor yaz gecelerinde, ve hep istediğin gibi, o kadar farklı ki burada her şey. O kadar güzel bir Saba ki...


Benim.


O.


Saba’m...

Hiç yorum yok: