8 Ekim 2008 Çarşamba

Sonunda...

Dur!!!
okuma esnasında the cinematic orchestra'dan breathe dinlemeniz gerekiyor.. tam verim açısından.. yani daha çok kafanız karışsın diye.. hayır böyle bir amacım yok.. ama evet olacak olan bu.. 
ha, aman yine saçmalıo bu, bi de müzik mi dinlicekmişiz.. yazılarını bile okumuyoruz iğrençsin! diyorsanız bile.. dinleyin.. çok çok çok güzel şarkıdır.. play'e basın şimdi.. ve başlıyor...

öylece duruyordu.
evin önünde. yalnız..

güneş batmak üzereydi.. pembe kırmızı bir çarşaf olmuştu gök. 
havayı kokladı.. derin nefesler aldı, yavaş yavaş..
esen rüzgar saçlarını uçurduğunda ürperdi..
hoşuna gitti bu his.. gülümsedi ve kollarını iki yana açtı.. 
rüzgarın gömleğine dolmasına izin verdi..
evin önünde. yalnız.

uzakta söğüt ağaçlarına baktı sonra.. 
kızıl gök önünde dans eden silüetler..
narince dokunuyordu söğüdün elleri başaklara..
sakince piyano çalan ruhlar gibi..
söğüt olmak istedi..
evin önünde. yalnız..

arkasındaki eve baktı sonra..
toprağın rengiyle bir olmuş evine..
uzaydan bakılsa millerce karanlıktaki tek ışık kaynağı olabilecek noktaya.
gözlerini kapadı.. 
ne küçük bir uzaylıyım dedi..
evin önünde. yalnız..

ayağının altındaki kiremit renkli toprağa baktı sonra..
birkaç adım attı.. toprağın sesini dinledi..
her adımda bütün oldu onunla.. 
kum oldu. taş oldu..
başı döndü mutluluktan..  
sallanan sandalyesine bıraktı kendini öylece..
karşısında pembe kırmızı gök..
dans eden söğütler..
derin bir nefes aldı yine..
sakindi.. sonunda.. derken;
o an, gözüne ilişti bir anda..
bir anda sardı dünyayı o..
o, kareli elbiseli küçük pilli bebek..
buruk güldü. neden şimdi? dedi..
evin önünde. yalnız..

camdaki yansımasına baktı sonra..
birşeyler değişmişti sanki yüzünde.. 
inceledi.. inceledi.. bulamadı.. 
gülümsedi en yalancısından..
ama.. karşılık vermedi yansıması..
dokundu toprağa bulanmış parmaklarıyla yansımasına..
tuzla buz oldu o an dokunduğu..
bakakaldı..
öylece duruyordu.
evin önünde. yalnız..

pişmanlıklarını düşündü sonra..
söylediklerini, söyleyemediklerini..
yaptıklarını, yapamadıklarını..
gittiklerini, gidemediklerini..
sus! dedi beynine.. yeter artık!
çırpınıyordu yok yere..
evin önünde. yalnız..

gözlerini kapadı sonra..
siyah beyaz bir sabahın beşi geldi usuna..
siyah gök üzerinde, minik beyaz çarşaflar gibiydi kar taneleri..
sonra bir kapı açıldı ve ..!? 
gözlerini açtı.
turuncuydu gök, turuncuydu söğütler, turuncuydu toprak, turuncuydu hayat..
saçları dağınık ve yeni uyanmış bir turuncu..
bakakaldı bir süre..
evin önünde. yalnız..

dengesini kaybetti sonra..
olduğu yere yıkıldı.
gözlerinde kocaman bir boşluk,
yüzünde çok uzaklarda bir ifade,
kulaklarında bir şarkı,
dilinde bir tat,
burnunda bir koku
ve içinde..
içinde..
bir hiç!
ile durdu orada aylarca.
evin önünde. yalnız..

ve sonunda..
yanına gittim,
omzuna dokundum yavaşça..
tepki vermedi.
karşısına geçip, yüzünü ellerimin içine aldım.
gözlerimi gözlerine diktim.
delip geçene kadar baktım.. baktım..
ve bir damla yaş süzüldü..
sol bileğimden koluma.. 
temizlen diye haykırdım..
yapamam, arınamam dedi..
korkma dedim, geçecek..
durdu.
bana inanmadığını görebiliyordum, 
ama küçük de olsa umutla başını peki anlamında salladı.
gülümsedim, saçını okşadım, yanağına bir öpücük kondurdum.
ve arkamı döndüğüm anda..
kirlenme sakın, n'olur! dedi ve..
gölgeme karıştı..
sonunda... dedim.
evin önünde. yalnız..