4 Kasım 2008 Salı

Küçük

Gün bitti. Akşam sigaraları parmaklarımızın arasında, güneşe karşı serin serin oturuyoruz çimlerde. Susuyoruz. Güneşi yüzümüzde hissettikçe, ağaçlardaki yaprakların hışırtısını duydukça sakin gülümsemeler yerleşiyor suratımıza. Derin nefeslerle tadını çıkarıyoruz anların. Sonra soruyor dost; “Nasılsın?”. 

Uzun zamandır adam gibi konuşamadığımızdan genelde nasıl olduğumu sorduğunu anlıyorum. Gözlerimi açıp uzaktaki eve bakıyorum. Kavak ağaçları arasındaki minicikliği ve sevimliliği beni yine mutlu ediyor. Gülümsüyorum. 

“ Onunla doluyum.” diyorum. Bana, sonra baktığım yere; kavaklar arasındaki eve bakıyor. Bacaklarını iyice kendine çekip sigarasını içmeye devam ediyor. Uzunca bir süre susuyoruz. Güneş başka diyarları aydınlatmaya giderken, göğü o çok sevdiğim renge boyuyor. Cırcır böcekleri şiirlerini söylemeye başladıklarında, “Ne güzel anlattın…” diyor. “Ne güzel anladın…” diyorum.

Gök, sevdiğimin rengindeyken, ayrılıyoruz.  


Herşeyi güzel kılan sana...